Familyal adenomatöz polipozis

 

 

  Adenomatöz polip:

Çocuk yaş gurubunda çok nadir görülür. Sayıları genellikle birden fazladır, prekanseröz
özellikleri nedeniyle rastlandıklarında kolonoskopi ile tüm kolon incelenmelidir.

Familyal adenomatöz polipozis:

Anüsten çekuma kadar tüm kolonda binlerce adenomatöz polip vardır. Diare, karın ağrısı,
tenesmus ve rektal kanama sık görülür. Tanı konulduğunda ailenin tüm bireyleri mutlaka
araştırılmalıdır. Tedavi edilmezlerse erken orta yaş döneminde mültisantrik kolon
karsinomlarına yol açarlar. Bu nedenle tüm kolon rektumla birlikte çıkarılmalıdır (Totol
proktokolektomi).

FAMİLYAL ADENOMATÖZ POLİPOZİS

 

Bild 1

25 cm uzunluğunda, 13 cm eninde, duvar kalınlığı 0,8-1 cm olan, mukozası gri kahverengi renklerde kalın barsağa ait rezeksiyon piyesi izlenmektedir. Tüm mukozal yüzey boyunca en büyüğü 2,5x2 cm, en küçüğü 0,3x0,3 cm çapta, bazıları pedinküllü (saplı), bazıları sesil, gri kahverengi beyaz renklerde sayılamayacak kadar (yüzlerce), polip yapısı gözlenmektedir  (Bild 1)

MAKROSKOPİK TANI: FAMİLYAL ADENOMATÖZ POLİPOZİS

 

 

 

KALINBARSAK KANSERÝNDEN NASIL KORUNULUR ?

Kalýnbarsak kanseri, erkeklerde prostat ve akciðerden, kadýnlarda da meme ve akciðerden sonra üçüncü sýklýkta görülen kanserleri oluþturmaktadýr. Bütün kanselerin yaklaþýk olarak % 15 ini oluþturmaktadýr. ABD nde, kanser ölümlerinin ikinci en sýk nedenidir. 1973 ve 1995 yýllarý arasýnda, kalýnbarsak kanserine baðlý ölüm oraný % 20 azalýrken görülme sýklýðý da yaklaþýk olarak % 7 azalmýþtýr. Bu azalma da meyve ve sebze tüketimindeki artýþ ile NSAÝÝ larýn kullanýlmasýndaki artýþa baðlanmaktadýr. 5 yýllýk saðkalým oraný, tüm hastalar ele alýndýðýnda yaklaþýk % 62 dir. Kalýnbarsak kanseri riski yaþla birlikte artmaktadýr. Hastalarýn % 90 ý 50 yaþ ve üzerindekileri kapsamaktadýr. Hastalýk 70 yaþýnda zirve yapmaktadýr. Ýleri evre kanserli hastalarda, adjuvant kemoterapi ve cerrahi tedavi tekniklerindeki geliþmelerle ölüm ve nüks riski azaltýlmýþtýr.

Kanserin tedavisinde büyük ilerlemeler saðlanmakla birlikte, kanserle mücadelenin en önemli unsuru korunmadýr. Kanserden birincil korunmada, kanserin altýnda yatan genetik, biyolojik ve çevresel faktörlerin saptanmasý gereklidir. Kansere dönüþme riski olan anormal oluþumlarýn (adenom) çýkarýlmasý, birincil korunma olarak etkili olabilir.

Yapýlan çalýþmalarda, kalýnbarsak kanserinin geliþiminde, genetik yatkýnlýk ile çevresel faktörlerin etkileþiminin rol oynadýðý düþünülmektedir. En önemli risk faktörü aile hikayesidir. Alýnan besinlerin, kalýnbarsak kanserinin geliþiminde önemli bir rol oynadýðý düþünülmektedir. Adenom denen oluþumlar, kalýnbarsak kanserlerinin geliþiminde önemli bir yer tutar. Bunlarýn görülme sýklýðýnýn azaltýlmasý ile kalýnbarsak kanserinde azalma saðlanabilir. Sigmoidoskopi ile adenom saptanýrsa, daha ileridekileri görebilmek için kolonoskopi yapmak gereklidir. Küçük adenomlardan kanser geliþmesi yýllarca sürmektedir.

  • Diyetle yað ve et alýmý : Yapýlan çalýþmalarda, diyetle yüksek miktarda yað alan kiþilerde kalýnbarsak kanseri geliþme riskinin daha yüksek olduðu gösterilmiþtir. Diyetle yað alýmý düþük olanlarda ise, kanser geliþme riski azalmaktadýr. Alýnan toplam kalorinin % 40-45 ini yaðlardan karþýlayan topluluklarda kanser riski yüksek iken, sadece % 10 unu yaðlardan karþýlayan topluluklar kalýnbarsak kanseri için düþük risk grubunu oluþturmaktadýr. Japonya da yapýlan bir araþtýrmada, et tüketimi fazla olanlarda kalýnbarsak kanseri sýk saptanýrken, vejetaryanlarda daha az sýklýkta saptanmýþtýr. Yapýlan araþtýrmalarda, kalýnbarsak adenomlarýnýn geliþmesinde, diyetin çok önemli bir yer tutttuðu gösterilmiþtir. Bu çalýþmalardan bazýlarýnda, diyetteki yað miktarýnýn adenom geliþtirme riskini arttýrdýðý gösterilmiþtir. Ayrýca, diyetle yüksek miktarda yað alýnmasýnýn poliplerin çýkarýlmasýný takiben adenomun tekrar oluþma riskini arttýrdýðý gösterilmiþtir.
  • Safra asidi : Safra asitlerinin, kalýnbarsak kanserinin geliþimindeki rolü araþtýrýlmýþtýr. Diyetle alýnan yað, barsaklara geldiðinde safra asitlerinin salýnýmýný uyarýr. Kalýnbarsaktaki safra asidi miktarýný, temel olarak diyetteki yað oraný belirlemektedir. Bununla birlikte, safra asitlerinin kalýnbarsak kanserinde oynadýklarý rol tam olarak bilinmemektedir. Fakat, diaçilgliserol isimli madde üzerinden etkili olduðu düþünülmektedir. Diyetle alýnan fosfolipidlerin, barsaklarda bulunan bakteriler tarafýndan diaçilgliserole çevrilme iþlemi; yüksek yað diyetiyle artmaktadýr. Diaçilgliserolün, hücrelerde hücreiçi sinyal iletimini düzenleyen protein kinaz C isimli molekülü uyararak etkili olduðu düþünülmektedir.
  • Diyetle alýnan sebzeler ve lifli gýdalar : Yapýlan çeþitli çalýþmalarda, diyetle alýnan lifli gýdalarýn, kalýnbarsak kanserine karþý koruyucu olduðu gösterilmiþtir. Lifli gýdalarýn, kalýnbarsak kanserine karþý koruyucu olmasýnýn çeþitli mekanizmalarý vardýr. Bu mekanizmalarý þöyle sýralayabiliriz: safra asitlerini baðlayarak zararlý etkilerinin azaltýlmasý, dýþkýnýn barsakta kalýþ süresinin kýsalmasýdýr. Lifli gýdalar, bakteri miktarýný arttýrarak bütirat gibi kýsa zincirli yað asitlerinin yapýlmasýný arttýrýrlar. Bütiratýn kansere karþý koruyucu etkisi olduðu gösterilmiþtir. Yapýlan çalýþmalarda, lifli gýdadan zengin diyetle beslenmenin kalýnbarsak kanseriyle ters iliþkili olduðu gösterilmiþtir. Bu besin maddeleri, fenolik bileþikler, sülfür içeren bileþikler ve flavonlarý içermektedir. Bir baþka çalýþmada, sebzeden zengin beslenmeyle kalýnbarsak kanseri geliþmesi arasýnda ters iliþki saptanmýþtýr.
  • Kalsiyum : Aðýzdan alýnan kalsiyumun, safra asitlerine ve yað asitlerine baðlanarak onlarýn barsak hücreleri üzerine olan zararlý etkilerini azalttýðý ileri sürülmüþtür. Yapýlan çalýþmalarda, kalsiyum alýnmasý ile kanser arasýnda ters iliþki olduðu gösterilmiþtir. Amerika da kalsiyumdan zengin olan süt ve süt ürünlerini bol olarak tüketen iki toplulukta, kalýnbarsak kanserinin daha az görüldüðü gösterilmiþtir. Bazý hayvan çalýþmalarýnda ve insanlarda yapýlan çalýþmalarýn hepsinde olmamakla birlikte bir kýsmýnda, kalsiyum sitrat kullanýlmasýný takiben kalýnbarsak epitel hücre çoðalmasýnýn azaldýðý gösterilmiþtir. Rastgele, plasebo kontrollü yapýlan bir araþtýrmada, dýþarýdan kalsiyum verilmesinin adenomun tedavi sonrasýnda tekrarlama riski üzerine etkisi araþtýrýlmýþtýr. Kalsiyum, 1200 mg elemental kalsiyum içeren 3 gram/gün kalsiyum karbonat ile verilmiþtir. Bu çalýþmada kalsiyum verilmesinin, adenomun tekrarlama riskinde ve oluþan adenomlarýn sayýsýnda azalma olduðu gösterilmiþtir. Bu çalýþmanýn en önemli dezavantajý, sadece adenom saptanmýþ hastalarý kapsamasý; kalsiyum alýmýnýn ilk adenom geliþmesine etkisini göstermemesi ve adenomdan kanser geliþimini izleyecek kadar uzun süreli olmamasýdýr. Çalýþmalarda günde ortalama 1250-2000 mg kalsiyum dýþarýdan uygulanmýþtýr.
  • Non-steroidal antiinflamatuar ilaçlar (NSAÝÝ) : Yapýlan araþtýrmalarýn çoðunda, aspirin kullanýlmasýnýn kalýnbarsak kanserinin görülme riskini azalttýðý gösterilmiþtir. Amerika da yapýlan büyük bir araþtýrmada, aspirin kullanan kiþilerde, kalýnbarsak kanserine baðlý ölümlerin % 40 daha az görüldüðü saptanmýþtýr. Baþka bir çalýþmada da NSAÝÝ kullanan ve romatoid artritli 11.000 erkek ve kadýn hastada, kalýnbarsak kanseri görülme sýklýðýnýn % 37 daha az olduðu gözlenmiþtir. 47.000 erkek üzerinde yapýlan baþka bir çalýþmada, düzenli olarak aspirin kullanan (haftada enaz iki defa) erkeklerde, kalýnabarsak kanseri görülme riskinde % 30 azalma saptanmýþtýr. Aspirin dýþýnda NSAÝÝ kullanan 65 yaþ üstündeki hastalarda, kalýnbarsak kanseri görülme riskinin azaldýðý gösterilmiþtir. Yapýlan baþka bir çalýþmada ise; 40-84 yaþ arasýndaki 22.000 erkeðe rastgele plasebo veya aspirin (325 mg/gün) verilmiþtir. 4,5 yýllýk takip süresinde, kalýnbarsak kanseri veya adenom geliþme riskinde herhangibir azalma saptanmamýþtýr. Arkasýndan yapýlan 12 yýllýk takip deðerlendirilmesinde, aspirin kullanýlmasý ile kalýnbarsak kanseri görülme sýklýðý arasýnda herhangibir iliþki saptanmamýþtýr. Sulindak isimli NSAÝÝ ile yapýlan birçok çalýþmada, familyal polipozis hastalarýnda kullanýldýðýnda adenomlarýn sayýsýnda ve büyüklüðünde azalma olduðu gösterilmiþtir. Piroksikam isimli NSAÝÝ, 20 mg/gün kullanýldýðýnda, adenom hikayesi olanlarda, rektal prostaglandin düzeylerini yaklaþýk olarak % 50 azaltmaktadýr. NSAÝÝ larýn yeni üyesi ve COX-2 isimli enzimi inhibe eden Celecoxib (Celebrex), bu alanda çalýþmalarý yoðun olarak yapýlan bir diðer ilaçtýr. Genel olarak NSAÝÝ larýn, kalýnbarsak kanseri ve adenom riskini azaltmak için kullanýlmasý henüz önerilmemektedir. Bu konuda daha kapsamlý araþtýrmalar gereklidir. Çünkü, NSAÝÝ kullanýlmasýnýn ülser, þoka neden olabilecek mide-barsak kanamasý yapma riskleri vardýr.
  • Fiziksel aktivite : Hareketsiz bir hayatý olan kiþilerde, çalýþmalarýn bazýlarýnda kalýnabarsak kanseri riskinde artýþ olduðu gözlenmiþtir. Baþka bir çalýþmada ise, hareketsiz iþlerde çalýþanlarda rektum kanseri riskinde artýþ olduðu saptanmýþtýr. Öte yandan, doymuþ yað alýmý ve kalýnbarsak kanseri geliþmesi riski arasýndaki iliþki; aktif hayat yaþayanlara göre hareketsiz hayat yaþayanlarda daha belirgin saptanmýþtýr.
  • Alkol kullanýlmasý : Yapýlan büyük bir araþtýrmada, alkol kullanýlmasý ile kalýnbarsak kanseri geliþmesi riski arasýnda zayýf bir iliþki saptanmýþtýr. Baþka bir derlemede de, özellikle bira içen erkeklerde rektal kanser riskinde istatistik olarak anlamlý artýþ olduðu gösterilmiþtir. Açýklama olarak, alkolün kalýnbarsak mukozasý hücrelerinin çoðalmasýný uyardýðý ve barsaklarda karsinojenezisin baþlamasýný uyardýðý öne sürülmektedir. Sonradan yayýnlanan araþtýrmalarda, alkol kullanýlmasý ile kalýnbarsak kanseri geliþmesi arasýnda iliþki olduðu desteklenmiþtir. Çok sayýdaki çalýþmalarda, alkol alýnmasý ve kalýnbarsak adenomu geliþmesi arasýnda iliþki olduðu gösterilmiþtir. Çalýþmalar, alkol alýnmasýnýn adenom-kanser iliþkisi üzerinde etkili olabileceðini düþündürmektedir.
  • Vitaminler : Yaklaþýk olarak 35.000 kadýnda yapýlan bir çalýþmada, vitamin E alýnmasý ve kalýnbarsak kanseri geliþmesi arasýnda ters iliþki saptanmýþtýr. Baþka bir çalýþmada da, vitamin D alýnmasý ile kolorektal kanser geliþmesi arasýnda ters iliþki saptanmýþtýr. Günde 400 mcg dan fazla folik asit alýnmasý ile 200 mcg/gün veya daha az alanlar karþýlaþtýrýldýðýnda, yüksek vitamin alanlarda, kalýnbarsak kanserinin riskinde azalma olduðu gözlenmiþtir.
  • Sigara içilmes i: Çalýþmalarýn çoðunda, sigara içenlerde adenom geliþme riskinde artýþ olduðu gösterilmiþtir. Ayrýca, adenom nedeniyle polipektomi geçirenlerden sigara içen erkek ve kadýnlarda adenomlarýn tekrarlama riskinin yüksek olduðu saptanmýþtýr. Kanser geliþiminin olmasý için en az 35 yýl sigara içilmesinin gerektiði öne sürülmektedir. Ayrýca, ince ve kalýnbarsak adenomu olanlarda, kanser geliþiminin uyarýlmasýnýn en az 35 yýl sigara içilmesiyle iliþkili olduðu saptanmýþtýr. Ayrýca, halen sigara içiyor olma veya son on yýl içinde sigara içiyor olma ile, kalýnbarsak kanseri geliþmesi arasýnda iliþki olduðunu destekleyen veriler vardýr. Günde bir paketten daha fazla sigara içenlerde, hiç içmeyenlere göre kalýnbarsak kanseri riskinin % 50 daha fazla olduðu gösterilmiþtir. 28 yýllýk takibin yapýldýðý bir çalýþmada, çalýþmanýn baþlangýcýnda sigara içip içmemenin riski arttýrmadýðý saptanmýþtýr. Fakat, sürekli sigara içenler ayrý bir grup olarak ele alýndýðýnda, diðerlerine göre kalýnabarsak kanseri geliþme riskinin % 57-71 daha fazla olduðu saptanmýþtýr. Bu yüzyýlýn ortalarýna kadar kalýnabarsak kanserinden ölüm oranlarýnýn erkeklerde kadýnlara göre daha yüksek olmasýnýn nedeni olarak, erkeklerin daha fazla sigara içmesine baðlanmaktadýr. Kalýnbarsak kanserinin yaklaþýk olarak % 20 sinin sigara içilmesi nedeniyle geliþtiði düþünülmektedir.
  • Polip alýnmasý (polipektomi) : Yapýlan bir çalýþmada, kolonoskopik polipektomi sonrasýnda kalýnbarsak kanseri görülme sýklýðýnýn % 75 azaldýðý gösterilmiþtir. Bu da 50 yaþýndan sonra veya aile hikayesi olan daha genç hastalarda tarama tetkiklerinin önemini göstermektedir.

KALINBARSAK KANSERÝ TARAMASI NASIL YAPILIR ?

Kalýnbarsak kanserin taranmasý; daha önceden bu hastalýk nedeni ile tedavi olmamýþ, hastalýkla iliþkili olabilecek yakýnmalarý olan hastalarda yapýlabilmektedir. Böylece erken taný ve daha baþarýlý bir tedavi uygulanabilmektedir. Kalýnbarsak kanserinin taramasý için bir çok yöntem kullanýlmaktadýr.

  • Makattan parmakla muayene: Hastanýn makadý, hekim tarafýndan parmakla muayene edilir. Bu iþleme týp dilinde rektal tuþe ismi verilmektedir. Bu yöntem, prostat bezinin muayenesinde de kullanýlmaktadýr. Dikkatle yapýldýðýnda genellikle aðrý olmaz. Bu yöntemle, makatta kitle olup olmadýðý anlaþýlabilir.
  • Dýþkýda gizli kan testi: Bu testle, dýþkýda gözle görünmeyen miktarlarda kanama olup olmadýðý araþtýrýlýr. Kalýnbarsak adenomu veya kanserinin yüzeyindeki damarlar, çabuk hasar görmeye eðilimlidirler ve bu yolla dýþkýya kan karýþabilir. Bu kanamanýn miktarýna göre, dýþkýnýn rengi deðiþebilir. Fakat sýklýkla, dýþkýya az miktarda kanama olur ve bu da dýþkýnýn rengini deðiþtirmez. Gizli kan testi ile böyle az miktardaki kanamalar saptanabilir. Dýþkýda gizli kan testi pozitif olanlarda, kanser açýsýndan daha detaylý incelemeler baþlatýlýr. Testin pozitif olmasý, her zaman polip veya kanser olduðunu göstermez. Divertikülit, hemoroid vs. gibi diðer kanama nedenleri de görülebilir. Et ürünlerinden alýnan kan ve aðýzdan demir preparatlarýnýn kullanýldýðý durumlarda, test yanlýþ pozitif çýkabilir. Kalýnbarsak kanseri taramasýnda, bu testin tek baþýna kullanýlmasý önerilmemektedir.
  • Sigmoidoskopi: Sigmoidoskop, parmak kalýnlýðýnda, silindir biçiminde, esnek, ýþýklý, görüntü ileten bir tüptür. Makattan sokularak kalýnbarsaklarýn son 30 cm lik kýsmý incelenir.Ayrýca, video baðlantýsý ile görüntü daha da büyültülebilir. Polipler, yavaþ büyürler ve ileride kansere dönüþebilirler. Bu test hasta için çok rahatsýz edici olsa da yararlý ve aðrýsýzdýr. Uzunluðu 60 santimetre olmasý nedeni ile kalýn barsaðýn sadece yarýsý izlenebilmektedir.
  • Kolonoskopi: Kolonoskopi de sigmoidoskopiye benzer yapýdadýr, fakat daha uzundur. Tetkik esnasýnda polip görülürse alýnýr. Polipler, taný anýnda kansere dönüþmemiþ olabilir. Fakat, ileride kanserleþme riski taþýmasý nedeni ile alýnýrlar. Bu iþleme polipektomi denmektedir. Alýnan polipler, mikroskopla incelenerek kanserleþme olup olmadýðý deðerlendirilir. Eðer tetkik esnasýnda þüpheli bir kitle görülürse, buradan biyopsi alýnarak patoloji laboratuarýnda tetkik edilir. Böylece kitlenin kanser olup olmadýðý anlaþýlabilir. Kesin taný için biyopsi gereklidir. Kolonoskopi de hasta için rahatsýz edici bir iþlemdir, fakat; aðrý genellikle hafiftir veya olmaz. Ýþlem esnasýnda, hastayý rahtlatmak ve uyutmak için toplardamar içine ilaç uygulanmaktadýr.
  • Çift kontrastlý baryumlu kalýnbarsak grafisi: Bu tetkik esnasýnda baryum ismi verilen madde kullanýlmaktadýr. Bu madde, kalýn barsaðýn yüzeyini kaplayarak ince bir tabak oluþturur. Makattan uygulanýr. Kalýn barsaðýn yaklaþýk olarak yarýsýna kadar baryum doldurulur ve hasta röntgen makinesinin altýnda çevrilerek bu baryumun daðýlmasý saðlanýr. Hava verilerek kalýn barsaklarýn geniþlemesi ve daha iyi görüntü alýnmasý saðlanýr. Hastalara, bir gece önceden ve sabahtan barsak temizliði yaptýrýlýr.

Amerika Kanser Cemiyeti nin, kolorektal kanserlerin taramasý için yaptýðý öneri:

* 50 yaþýn üstündeki bütün saðlýklý erkek ve kadýnlar için aþaðýdaki üç yöntemden birisinin uygulanmasý önerilmektedir;

    1. Yýlda bir kez dýþkýda gizli kan testi ve her 5 yýlda bir sigmoidoskopi veya
    2. Her 10 yýlda bir kolonoskopi veya
    3. Her 5-10 yýlda bir çift kontrastlý baryumlu kalýn barsak grafisi çekilmesi
  • Makattan parmakla muayene; sigmoidoskopi, kolonoskopi veya çift kontrastlý baryumlu grafiyle beraber yapýlmalýdýr.

** Kalýnbarsak kanseri için aþaðýda belirtilen risk faktörlerinden birisi bulunan kiþilerde, daha sýk aralýklarla ve/veya daha erken yaþlarda taramalar yapýlmalýdýr:

    1. Kalýnbarsak kanserinin veya polipin güçlü aile hikayesi olanlar ( 60 yaþýndan genç birinci derecede akrabalardan birinde veya herhangibir yaþta birinci derecede akrabalarýn ikisinde bu hastalýklarýn olmasý )
    2. Kalýtsal kalýnbarsak kanseri sendromlarý olan aileler (ailesel adenomatöz polipozis ve herediter-kalýtsal non-polipozis kalýnbarsak kanseri)
    3. Kiþide süregen iltihabi kalýnbarsak hastalýðýnýn olmasý

KALINBARSAK KANSERÝNÝN BULGULARI NELERDÝR ?

Aþaðýdaki þikayetlerinden herhangibirisi olan hastalar, hekimlerine baþvurmalýdýr;

  • Birkaç günden daha uzun süren ishal, kabýzlýk veya hiç dýþkýlayamama gibi tuvalet alýþkanlýklarýnda deðiþiklik olmasý
  • Makattan kanama veya dýþkýda kan gözükmesi
  • Kramp tarzýnda veya sürekli karýn aðrýsý
  • Ýþtahsýzlýk
  • Zayýflama ve yorgunluk
  • Sarýlýk (ciltte ve gözün beyaz kýsmýnda yeþil-sarý renk deðiþikliði)

Enfeksiyonlar, hemoroid ve iltihabi barsak hastalýðý gibi diðer hastalýklarda da bu tür þikayetler olabilir. Bu þikayetlerin neye baðlý olduðunu ancak doktor anlayabilir. Bu bulgular, belki de hastalýðýn erken teþhisini ve tedavisini saðlayabilir. Hasta, hekimiyle görüþerek yakýnmalarýný iletmelidir. Fakat, bazen kalýnbarsak kanseri, hiçbir þikayete neden olmaz. Yakýnmalar baþladýðýnda ise kanser, sýklýkla ileri evrede saptanýr.

KALINBARSAK KANSERÝNÝN TANISI NASIL KONMAKTADIR ?

Hastanýn yakýnmalarýný dinleyen hekim, kalýnbarsak veya rektum kanserinden þüphelenirse; hastanýn geçmiþini sorgular ve muayene eder. Sonrasýnda taný için, bazý tetkikler istenir.

  • Hastanýn hikayesi ve fizik muayenesi: Hastanýn hikayesi ; hastanýn yakýnmalarýnýn ve risk faktörlerinin sistemli bir þekilde doktor tarafýndan sorgulanmasýdýr. Fizik muayenede ise; rektal tuþe (makatýn, parmakla muayenesi) dahil, karnýn detaylý muayenesi (organ büyümesi veya kitle vs.. açýsýndan) ve vücudun diðer önemli kýsýmlarýnýn muayenesini kapsar.
  • Kolonoskopi: Daha önceden hakkýnda bilgi verdiðimiz kolonoskopi, erken tanýda yardýmcý olurken, kesin tanýya da yardýmcý olur. Kolonoskopik inceleme esnasýnda görülen kitlelerden veya þüpheli alanlardan alýnan biyopsinin, mikroskop altýnda incelenmesi ile kesin taný konabilmektedir. Küçük polipler, bu iþlem esnasýnda tamamen alýnýp incelenebilmektedir. Eðer kitle büyükse, sadece parça alýnarak tanýya gidilebilir. Bu iþlem esnasýnda alýnan biyopsiler, yaklaþýk olarak 3 mm çapýndadýr.
  • Çift kontrastlý baryumlu kalýnbarsak grafisi: Bu radyolojik tetkikten daha önce ayrýntýlý olarak bahsedilmiþtir. Bu film ile, kitle olup olmadýðý, nerede yerleþtiði ve özellikleri görülebilmektedir. Fakat, kesin taný için diðer tetkiklere ihtiyaç vardýr.
  • Ultrason: Transdüser isimli özel bir cihaz tarafýndan üretilen ses dalgalarýnýn, yakýnda bulunan organlardan yansýmasý ile elde edilen görüntünün deðerlendirilmesine dayalý radyolojik tetkiktir. Ses dalgalarýnýn yansýmasý, transdüser isimli cihaz tarafýndan alýnýr ve bilgisayar tarafýndan organ veya dokunun görünümü deðerlendirilerek monitöre yansýtýlýr. Normal ve kanserli bölgenin, ses dalgalarýný yansýtma özelliði farklýdýr. Ultrasondan ayrýca, hastalýðýn sýnýrlý veya yayýlmýþ olup olmadýðýný anlamada yararlanýlýr. Kalýnbarsak ve rektum kanserlerinin tanýsýnda iki türlü ultrason kullanýlmaktadýr. Endorektal ultrason denen yöntemde, bu iþlem için özel bir transdüser doðrudan rektuma sokulur. Bu tetkikle, rektum kanserinin barsak duvarýný aþýp aþmadýðý, çevre dokulara yayýlýp yayýlmadýðý deðerlendirilebilir. Ýntraoperatif ultrason denen yöntemde, cerrah batýný açýp içeri girdiðinde öncelikle karaciðer baþta olmak üzere (kalýnbarsak kanserli karaciðere çok sýk olarak yayýlým gösterir) batýniçi organlarýn deðerlendirilmesinde kullanýlýr.
  • Bilgisayarlý Tomografi (BT): Bu radyolojik tetkikte, x ýþýnlarý ile vücut çeþitli açýlardan, seri filmlerle deðerlendirilir. Alýnan bu þekiller, bilgisayarla deðerlendirilir ve monitöre aktarýlýr. Daha net görüntülerin alýnabilmesi için, sýklýkla toplaramar içine kontrast madde olarak isimlendirilen solüsyonlar verilir. Kalýnbarsak kanserinin en çok yayýlým gösterdiði, karaciðer ve akciðer gibi organlar ile karýn içine yayýlým olup olmadýðý BT ile deðerlendirilebilir. Portografili spiral BT denen yöntemde; karaciðeri besleyen damarlardan olan portal vene kontrast madde verilerek iþlem yapýlýr. Böylece, sýk olarak kalýnbarsak kanserinin yayýlým gösterdiði karaciðer daha net olarak deðerlendirilebilir. Ayrýca, batýn içindeki þüpheli kitlelerden BT eþliðinde iðne biyopsisi yapýlabilir. BT eþliðinde alýnan biyopsi yaklaþýk 13 mm uzunluðunda ve 3 mm çapýndadýr. Alýnan bu örnek, mikroskop altýnda deðerlendirilir.
  • Akciðer grafisi: Bu tetkikle, kalýnbarsak kanserinin sýk olarak yayýldýðý akciðerler deðerlendirilir.
  • Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): BT ye benzer þekilde, vücudun bir çok açýdan görüntülerini alýr. BT den farklý olarak radyasyon kullanýlmaz. Güçlü manyetik alan kullanýlýr. Bu tetkikte, manyetik alan olmasý nedeni ile, vücudunda metal protez olanlar, kalp pili olanlarda tetkik yapýlmaz. Bu yöntem, çok çeþitli açýlardan görüntü alabilmesi nedeni ile, metastazlarý saptamada BT ve akciðer grafisinden daha deðerlidir.
  • Pozitron emisyon tomografisi (PET): Bu tetkikte, radyoaktif atom içeren glükoz (þekerin kimyasal biçimi) kullanýlýr. Bu maddeden, atomdan küçük olan pozitron isimli partiküller açýða çýkar. Özel bir kamera ile vücut görüntülenerek bu pozitronlarýn daðýlýmý izlenir. Vücuttaki hücreler; bu radyoaktif þekeri deðiþik miktarlarda alýrlar. Bu miktardaki deðiþiklik, hücrelerin metabolizma hýzlarý ile orantýlýdýr. Bu nedenle PET; diðerlerinden farklý olarak, içyapýlarýn þekli yanýnda onlarýn metabolizmalarýyla ilgili bilgi verir. Kanser hücrelerinin metabolizmasý, normal hücrelerden farklý olduðu için kitlelerin kanser olup olmadýðý ve yayýlým yapýp yapmadýðý deðerlendirilebilir. Fakat günümüzde, PET rutin olarak kullanýlmamaktadýr. PET, kalýnbarsak kanserinde araþtýrma amaçlý kullanýlmaktadýr.
  • Anjiografi: Bu tetkikte, damar içine ince bir kanül sokularak incelenecek bölgeye doðru çeþitli manevralarla ilerletilir. Ýncelenecek bölgeye gelindiðinde, hýzlýca kontrast madde verilir ve seri olarak röntgenleri çekilir. Ýþlem sona erdiðinde, kanül damardan çekilir. Anjiografi, kalýnbarsak kanserinin tanýsýnda ve tedavi planlanmasýnda nadiren kullanýlýr. Daha çok karaciðer metastazý olan hastalarda, operasyonun daha az kan kaybýyla bitirilmesine yardýmcý olabilmesi nedeni ile kullanýlmaktadýr. Çýkarýlamayan karaciðer kitlelerinde de, kanlanmayý saðlayan damarýn belirlenmesinde, doðrudan kitleye ilaç uygulamasýnda yardýmcý bir tetkiktir.
  • Kan biyokimyasý ve hemogram:Tam kan sayýmý, hastanýn kanýndaki çeþitli hücrelerin miktarýnýn saptanmasýný saðlar. Kan hücrelerinin azalmasý, kanserden kanamaya baðlý olarak görülebilir. Bu kan kaybý nedeni ile demir eksikliði anemisi geliþebilir (kanamayla birlikte, kan hücrelerinin yaný sýra demir iyonu da kaybolur). Demir eksikliði anemisi, eriþkinlerde sýklýkla kanamaya baðlýdýr. Kadýnlarda, demir eksikliði özellikle ülkemiz baþta olmak üzere sýk görülmektedir. Kadýnlarda demir eksikliðinin daha sýk görülmesi, doðumlar ve adet kanamalarý ile olan kayýplara baðlýdýr. Fakat, doktorlarýn demir eksikliðinin neye baðlý olduðunu iyice deðerlendirmeleri gereklidir. Gereðinde, kayýp bölgesi olarak mide-barsak sistemi deðerlendirilmelidir. Kemoterapi ile tedavi edilecek olan hastalarýn, düzenli olarak bu tetkiklerini yaptýrmalarý gereklidir (ilaçlarýn kemik iliðini etkilemeleri nedeni ile). Kanserin karaciðer ve kemiðe yayýlma riskinin olmasý nedeni ile oluþabilecek biyokimyasal bozukluklarýn saptanabilmesi için, düzenli olarak kan biyokimya tetkikleri yapýlmalýdýr.
  • Karsinoembriyonik antijen testi (CEA): CEA, kalýnbarsak ve rektum kanseri hücrelerinin çoðu tarafýndan üretilerek kan dolaþýmýna salýnýr. CEA testi; kalýnbarsak kanseri nedeni ile tedavi almýþ hastalarýn takibinde, diðer testlerle birlikte kullanýlýr. CEA düzeyleri, hastalýðý tekrarlayanlarda erken dönemde yükselebilir ve bu da erken taný konmasýný saðlayabilir. CEA düzeylerinde yükselme olmasý; kalýnbarsak kanseri dýþýnda baþka nedenlerle de olmaktadýr. Ãœlseratif kolit, barsaklarýn kanser olmayan tümörleri, bazý karaciðer hastalýklarý ve müzmin akciðer hastalýklarýnda da CEA yükselebilmektedir. Sigara içilmesi de, CEA düzeyinde yükselmeye neden olmaktadýr. CEA nýn kanser dýþý nedenlerle de yükselebilmesi nedeni ile, insanlarýn kanserli olup olmadýðýnýn araþtýrýlmasýnda kullanýlmasý uygun deðildir. CEA, kalýnbarsak kanseri tanýsý konmuþ ve tedavi almýþ veya halen tedavi alan hastalarýn izlenmesinde çok yararlýdýr.